SİYASET
Giriş Tarihi : 30-11-2021 11:38   Güncelleme : 30-11-2021 11:45

MHP Lideri Bahçeli partisinin grup toplantısında konuştu

MHP Lideri Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında önemli açıklamalar bulundu. MHP Lideri Bahçeli, Geçtiğimiz hafta yaptığımız çalışmalarla 70 ilimizi ziyaret etmiş olduk. Bunu yeterli görmüyoruz. Kalan illerimizi de bu hafta gezeceğiz. Türkiye üzerinde oynanan oyunları anlatacağız, kötü niyetlileri aktaracağız. Halka doğru gideceğiz, halkımızla kucaklaşacağız. Geliyor gelmekte olan diyorlar ya, biz de gidiyor gitmekte olan diyeceğiz. Gelmeden gittiklerini göstereceğiz. Davetsiz gelen, mindersiz oturur diyeceğiz. Milletimiz varlığına, istiklaline, istikbaline, birliği ve kardeşliğine sahip çıkacak. İftira siyasetine aziz Türk Milleti aldanmayacak, itibar etmeyecektir. Cumhur'un kaderi Cumhuriyet'in kaderidir. Cumhur İttifakı Türkiye'yi kem gözlerden, kaos tetikçilerinden fedakarca koruyacaktır. Bu inşa hamlesinin hiç kimsenin nefesi yetmeyecektir. Çalışacağız, çabalayacağız, çağlayacağız, sabredeceğiz, azmedeceğiz, mutlaka başaracağız. 2023'te Türk Milleti'nin yeni bir zaferine imza atacağız. dedi.

MHP Lideri Bahçeli partisinin grup toplantısında konuştu

İŞTE MHP LİDERİ DEVLET BAHÇELİ'NİN GRUP TOPLANTISI KONUŞMASI 

muhterem arkadaşlarım,

 

kıymetli basın mensuplar

 

bu haftaki meclis grup toplantımız vesilesiyle yapacağım konuşmaya geçmeden evvel sizleri hürmet ve muhabbetle selamlıyoru

 

yurt içinde ve yurt dışında, televizyon ekranlarından, sosyal medya platformlarından, radyo kanallarından toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan değerli kardeşlerimize en kalbi selamlarımı iletiyoru

 

fikrimizin, zikrimizin, siyasetimizin ve hareketimizin öznesi insan, aynı zamanda bunun cümlesi olan milletti

 

insansız siyaset kansız damar, kalpsiz beden gibidi

 

tanzimat neslinin önemli isimlerinden birisi olan merhum ziya paşa, şiirlerinde olmasa bile bazı yazılarında anadolu’yu sefalet coğrafyası olarak görmüş ve göstermişt

 

halbuki anadolu bir cevherdi, milli kültürün merkeziyd

 

tanzimatçı kafalar bu gerçeği bir türlü isabetle tefekkür, hatta tezekkür edememişt

 

bu nedenle hayatın her alanında kopukluklar ve ikilikler yaşanmışt

 

roman ve hikâyelerde mekanın sınırlarını istanbul dışına taşıyan, anadolu’daki bir köye doğru genişleten ilk eser merhum ahmet mithat efendi’nin 1876’da kaleme aldığı “bir gerçek hikaye” isimli çalışmasıyla ortaya çıkmışt

 

yine aynı müellifimizin “bahtiyarlık” isimli romanı köy hayatına, anadolu’nun varlığına, huzur arayışına tutulan bir aynayd

 

merhum ziya gökalp, türkçülüğün esaslarından birisi olarak kabul ettiği halka doğru ilkesinin millet için gerekli bir anlayış olduğunu, bu sayede milletin kendi içinde kaynaşmış bir toplum hayatı yaşaması gerektiğini düşünmüşt

 

ona göre halk milli kültürün kaynağıyd

 

merhum gökalp ıı.meşrutiyet’ten sonra aydınların anadolu’ya yönelmesini ısrarla teşvik etmiş, benimsediği halk kültürü fikriyatı ise müteakiben edebiyat, sanat, siyaset ve ekonomi sahalarında derin etkiler bırakmışt

 

“adım adım 2023, il il anadolu” temasıyla bir aydır yürüttüğümüz siyasi çalışmalarımızın fikri temeli bu ifadelerimde, insanımıza, halkımıza, milletimize doğru sürdürdüğümüz gönül hareketinde aranmalıdı

 

aklımızın estiği gibi davranmadığımız bilinmelidi

 

veya anadolu’yu karış karış gezmemiz tesadüf olarak değerlendirilmemelidi

 

anadolu her şeyin şahididi

 

türk milleti hadiselerin, hayatın olağan akışının bizzat içindedi

 

milliyetçi-ülkücü hareket de anadolu’nun havasını teneffüs etmek, insanımızın derdini dinleyip derman olmak için el birliği, güç birliği, hedef birliği, gelecek birliği sağlamak üzere vatanın tüm sathındadı

 

nitekim geçtiğimiz hafta sonu yaptığımız çalışmalarla 70 ilimizi ziyaret etmiş oldu

 

elbette bunu yeterli görmüyoruz, bununla da iktifa etmeyeceği

 

önümüzdeki hafta sonu kalan illerimizi, buralarda yaşayan vatandaşlarımızı samimiyetle kucaklayacağız, hatır soracağız, gönül alacağız, umut olacağız, ufuk açacağı

 

yalancıların maskesini düşüreceği

 

türkiye üzerinde oynanan oyunları anlatacağız, kurulan tuzakları aktaracağız, kötü niyetlileri açıklayacağı

 

bunu ısrarla yapacağız, inatla savunacağı

 

halka doğru gideceğiz, halkımızla bütünleşeceğiz, mutlaka anlaşacağız, sözleşeceğiz, aramızdaki sevgi köprülerini tahkim edeceği

 

“geliyor gelmekte olan” diyorlar ya, biz de gidiyor gitmekte olanlar diyeceğiz. sonra da gelmeden gittiklerini göreceği

 

davetsiz gelenin mindersiz oturacağını göstereceği

 

bir kere eğilenin bir daha dik duramayacağını öğreteceği

 

türk milletini zillete ikna edemeyecekle

 

türkiye’yi kaos anaforuna itemeyecekle

 

ihanetin fermanını okumak isteyenleri kaçtıkları yere kadar kovalayacağı

 

milletimiz varlığına sahip çıkacak, istiklaline sahip çıkacak, istikbaline sahip çıkacak, birliğine ve kardeşliğine sonuna kadar destek olaca

 

hiç kimse hayale kapılmasın, karambol ortamı yaratıp fırsatçılığa kalkışmasın, bölücülük ittifakına, zillet ittifakına, zulmet ittifakına, iftira siyasetine aziz türk milleti aldanmayacak, asla da itibar etmeyecekti

 

bunu biliriz, bunu söyleriz, buna da imanımız gibi itimat ederi

 

cumhurun kaderi cumhuriyet’in kaderidi

 

bu kader levh-i mahfuz’da belirlenmişti

 

cumhur ittifakı türkiye’yi kem gözlerden, kötü sözlerden, ölümcül engellerden, karanlık emellerden, kaos tetikçilerinden fedakarca koruyacak, milletiyle bir ve bütün halinde geleceği inşa edecekti

 

bu inşa hamlesinin, bu irade haysiyetinin önüne geçmeye hiç kimsenin nefesi yetişmeyecekti

 

çalışacağız, çabalayacağız, çağıracağız, çağlayacağız, sular seller gibi coşacağız.

 

Azmedeceğiz, sabredeceğiz, emek vereceğiz, mücadele edeceğiz, mutlaka başaracağız.

 

Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümünde Türk milletinin yeni bir zaferine imza atacağız.

 

“Adım Adım 2023, İl İl Anadolu” temasıyla düzenlediğimiz program ve ziyaretlerde partimizi temsilen görev yapan, vakarıyla ve birikimiyle sahada göz dolduran bütün dava arkadaşlarımı bir kez daha ve yürekten tebrik ediyorum.

 

Allah hepinizden ve tüm teşkilatlarımızdan razı olsun diyorum.

 

 

 

Değerli Milletvekilleri,

 

Geleceğin yol haritasını geçmişin tecrübeleriyle çizmekten başka seçeneğimiz yoktur.

 

Kaldı ki ne kadar geçmişe bakarsak o kadar ileriyi görmemiz mümkündür.

 

Ruh enginliğine ve özgüvene sahip toplum veya milletler yeri geldiğinde geçmişleriyle yüzleşmeyi bilecek kadar cesurlardır.

 

Türk milleti yaklaşık iki yüz yıldır ekonomik baskılara, diplomatik tehditlere, siyasi dayatmalara maruz kalmıştır.

 

Yine de daha huzurlu bir hayat, daha güvenli bir toplum, daha istikrarlı bir ekonomi, daha güçlü bir devlet özlemi milli yüreklerde kor gibi durarak alev alacağı zamanı beklemiştir.

 

Aziz milletimiz yoksul, yorgun, yılgın, bitkin, durgun ve düşkün olduğu dönemlerde bile umudunu hiç kaybetmemiş, kutlu hedeflerinden en ufak sapma göstermemiştir.

 

Zalim sömürgecilerin stratejik hesapları devleşmiş iman karşısında tıpkı çorap gibi sökülmüş, tıpkı kumdan kaleler gibi devrilmiştir.

 

Nezih mizaçlı insanımız ekmeğini büyütmek, aşını kaynatmak, işini bulmak, ekonomik güvenliğini tesis ve temin etmek için her zorluğa katlanmış, her çileye dayanmıştır.

 

Ne var ki siyasi, tarihi, kültürel varlığımız ekonomik ambargo ve yaptırımlarla taciz edilmiş, sürekli tahribata uğramıştır.

 

Bu itibarla yaşadığımız ekonomik sorunların içyüzünü, can alıcı noktalarını doğru tahlil, doğru tefrik etmek zorundayız.

 

Eklektik ve mütereddit yorumların, önyargıyla beslenmiş, siyasi hırsla perçinlenmiş, husumetle derinleşmiş değerlendirmelerin bizi bir yere götürmesi, sağlıklı sonuçlara kapı aralaması imkansızdır.

 

Bu ülke hepimizindir.

 

Bu vatan üzerinde yaşayan her insanımızın namusudur.

 

Temiz bir dil kullanmak, empati kurmak, erdemli olmak, meseleleri geniş bir açıyla ele almak öncelikle siyasi partilerin, sonra da herkesin müşterek sorumluluğudur.

 

Birbirimizi suçlayarak, birbirimize düşman muamelesi yaparak kin ve öfkelerimizi yarıştırmak Türkiye’ye yapılabilecek en büyük kötülüktür.

 

Aklıselim ve kalbiselim çizgisinden savrulmanın bedeli herkes için ağır olacaktır.

 

Türk milleti sahnelenen ekonomik oyunların benzerlerine mazisinde defalarca şahit, maalesef defalarca da mahkum olmuştur.

 

Saldıran, tuzak kuran, komplo imal eden, zehir saçan ekonomik çetelerin, sermaye gruplarının, küresel tefecilerin neyi amaçladıkları, nereye ulaşmak istedikleri vicdan sahibi her insanımızın esasen malumudur.

 

Dün hasta adam olarak tarif ve tanımını yaptıkları İmparatorluğumuzun bünyesinde geniş ekonomik gedikler açan, bölüşüm ve paylaşım masalarında askeri ve siyasi operasyonlar kurgulayan, hitamında da icra eden muhasım ülkelerin mütecaviz politikalarından mutlak süratte ders almak zorundayız.

 

Makuliyetten verilecek her tavizin sorunların daha da karmaşıklaşmasına, Türkiye’nin çıkmaz sokaklara sürüklenmesine hizmet edeceğini aklımızdan çıkarmamalıyız.

 

Dış yardıma dayanan Tanzimat devletçiliği Ermeni ve Rum Osmanlı vatandaşları arasında ilk sermaye birikiminin folluğu işlevi görmüştü.

 

Fakat bu süreç üretim istikametine yönlenmediğinden dolayı yığılan borçlar, artan hayat pahalılığı ve yükselen enflasyon bir avuç kaymak tabaka dışında Anadolu insanını kasıp kavurmuştu.

 

II.Meşrutiyet’in ilanından sonra dönemin müessir gazetelerinden birisi olan Tanin’de muhabir olarak çalışan Ahmet Şerif Bey Anadolu gezisine çıkmış, izlenimlerini, ilk elden tespitlerini, müşahede ettiği gelişmeleri gazetesinde yayımlamıştı.

 

Ahmet Şerif Bey bir defasında şunları yazmıştı:

 

“Memleket haraplıktan, yoksulluktan, cahillikten, zorbalıktan, adaletsizlikten feryat ediyor. Halk birçok yerde ekecek tohumluk bulamıyor.”

 

Ne hüzün verici bir tenakuzdur ki, boğaza nazır yalılarda şiir, musiki ve sohbet toplantıları keyifle yapılırken, Anadolu kan ağlıyordu.

 

Türk milleti Duyun-ı Umumiye denen bir zilletle sınanmıştı.

 

İmparatorluğumuzun bütün gelirleri bir çeşme gibi buraya akmıştı.

 

Hatta, İtalya Duyun-ı Umumiye’den aldığı borçla, yani bizim verdiğimiz krediyle, yine bize karşı yapılan Trablusgarp Savaşı’nı finanse etmişti.

 

İlk borcu aldığımız 4 Ağustos 1854’den, son taksitini ödediğimiz 25 Mayıs 1954 yılına kadar tam yüz yıl borç içinde çırpındık.

 

1882’den 1954’e kadar aralıksız 72 yıl borç ödedik.

 

Nice badirelerden geçerek bugünlere geldik.

 

Hamd olsun onurumuzdan, şerefimizden, var oluş haklarımızdan asla vazgeçmedik.

 

Biliyoruz ki, bir Türk dünyaya bedeldir, dünyalar bizim olsa da bu cennet vatandan tavizimiz düşünülemeyecektir.

 

Çayımıza koyacak şekerimiz yoktu, ama Çanakkale’de destanlar yazdık.

 

Lambamıza koyacak gazyağı bulamıyor, yalnızca haşhaş yağı kullanıyorduk, ama Milli Mücadele’de düşmanın hayallerini Türk süngüsüyle kırdık.

 

Çünkü irademiz imanımız kadar büyüktü.

 

Çünkü yoksulluğu çekebilirdik, yokluğa dayanabilirdik, ama esarete, köleliğe, teslimiyete kesinlikle tahammül edemezdik.

 

Yeri geldi silah bulamadık, mermi bulamadık, bunları alacak para bulamadık, kuru ekmekle öğün geçirdik, ne gam, ne tasa; elimize geçirdiğimiz küreklerle, dirgenlerle, çapalarla, taşlarla düşmana karşı koyduk.

 

19’uncu ve 20’inci yüzyılların zorlu dönemeçlerinde ekonomik saldırılarla milletimizi teslim alamayanların şimdiki varislerine, feleğin çemberini kırıp yükselişe geçtiğimiz bugünkü zaman diliminde boyun eğeceğimiz mi zannediliyor?

 

Felaketimizin siyasetini yapmak üzere kuyruğa giren ahmaklara sessiz kalacağımız mı düşünülüyor?

 

Türkiye’yi ölümü göstererek sıtmaya razı etmeye çalışanlara duyarsız, duygusuz ve dirençsiz olacağımız mı hesap ediliyor?

 

Şairin dile getirdiği gibi;

 

İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez,

 

Zira bu terazi o kadar sıkleti çekemez.

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten mülhem diyorum ki, para yoksa buluruz, ordu yoksa kurarız, düşman çoksa mutlaka yeneriz.

 

Yeter ki bir olalım, diri olalım, iri olalım, birbirimizin uzağı değil yakını olalım, karşılıklı hak ve hukukumuzu şartlar ne kadar vahim olsa da gözetmeyi ve müdafaa etmeyi bilelim.

 

Işık diye milleti ateşe, sonu hüsran bir tünele çekmek için çırpınanlara affımız yoktur, müsamahamız yoktur, sabrımız yoktur, merhametimiz yoktur.

 

Merkez Bankası rezervlerinin eridiği yalanına bel bağlayan zillet ittifakı, 128 milyar dolar nerede sorusunu soracağına, Türkiye’nin karşısında ne aradıklarını, emperyalizme nasıl işbirlikçilik yaptıklarını, adamlıklarının nerede olduğunu açıklamak mecburiyetindedir.

 

Millet vicdanında tükenmez bir hazine vardır ki, o da ahlakındaki saflık ve bozulmamışlıktır.

 

CHP yönetimi başta olmak üzere zilletin diğer ortaklarının bunu görmesi için milli duruş göstermeleri, kuldan utanan, Allah’tan korkan bir kalbe sahip olmaları gerekmektedir.

 

Merhum Hocamız Prof.Dr. Mehmet Eröz, ekonominin soyut formül ve ilkeleri, sosyolojik muhtevayla doldurulmadığı takdirde, özü olmayan boş kalıplar olarak kalacağını söylemişti.

 

Haklıydı, teşhisinde isabet kaydetmişti.

 

Sosyoloji, hayatın görünüşte bildik olan taraflarının nasıl bir başka gözle görülebileceğini ve yorumlanabileceğini anlatır.

 

Sosyolojik düşünmek, bugüne kadar tartışmasız kabul edilen, kesin olduğu iddia edilen görüşleri eleştirme ve sorgulama alışkanlığı kazanmaktır.

 

 

 

İnsanın olmadığı, ahlakın, adaletin, özgürlüğün, sosyolojinin, felsefenin, tarihin, maneviyatın, değerlerin ve milli hassasiyetlerin bulunmadığı bir ekonomide sabah kalkar döviz kuruna bakarız, akşam yatar borsaya, faize ve enflasyona kafa yorarız.

 

Bu kısır döngüden çıkmadıktan sonra bir asır geçse bile yine aynı sorunlarla boğuşmamız kaçınılmazdır.

 

Ekonomi rakam, oran, yüzde, matematik, grafikten çok daha öte bir alandır, böyle de olmalıdır.

 

Keynes’in dediği gibi, sorun, yeni fikirlerde değil, içinde yetiştiğimiz zihinlerimizin her köşesine tutunmuş eski fikirlerdir.

 

Modası geçmiş ekonomik düşünceler miras aldığımız kör noktalardır.

 

Bize kendi çıkarlarımızı düşünen, birbirinden yalıtılmış, sürekli hesaplar yapan, zevkleri sabit ve doğa üzerinde egemen kişiler olduğumuzu kabullendirmek istediler.

 

Görünmez el metaforuyla sömürünün çarkını çevirdiler.

 

Piyasayı eşrefi mahlukat olan insanın önüne geçirdiler.

 

20’inci yüzyıl ekonomisinin yakasına rasyonel insan portresi astılar.

 

Oysaki her insanın rasyonel olması, her sakallının dede olması kadar saçma bir beklentiydi.

 

Aslında hepimiz aynı şeylerden konuşuyoruz, fakat konuştuğumuz şeyin ne olduğu konusunda hala anlaşabilmiş değiliz.

 

Alışıldık düşünce ve ifade kalıplarından kaçma mücadelesi veriyoruz, fakat henüz tam bir sonuç almış sayılamayız.

 

Eski teorik şemaları yıkan yeni keşifler yapmadıkça, daha adil, daha insani, daha vicdani, daha hakkaniyetli, daha eşitlikçi, daha paylaşımcı bir dünyaya ve küresel ekonomiye ulaşmamız sadece entelektüel bir sızlanma olarak kalacaktır.

 

Bugünkü şartlarda dünya nüfusunun yüzde 20’si açlıkla ve yetersiz beslenmeyle yüz yüzedir.

 

Açlık ve dahi mutlak yoksulluğun hiç yenilmeyen veya israf edilmiş yiyeceklerin yüzde 10’uyla tamamen ortadan kaldırılması yapılan araştırmalarla ortadadır.

 

 

 

Mutasyon üstüne mutasyon geçiren, dünya genelinde sayıları 5 milyonu aşan insanın ölümüne yol açan KOVİD-19 salgını artık başka türlü düşünmemizin, eski davranış kalıplarından sıyrılmamızın hayat memat konusu olduğunu göstermektedir.

 

Ne ekonomi eski ekonomidir, ne de dünya eski dünyadır.

 

Çok yediğinden obez olan çocukların olduğu dünya ile hiç yemediğinden eti kemiğine yapışmış çocukların olduğu dünya korkunç bir çelişkidir, böylesi bir düzen Allah’ın nizamı olarak görülemeyecektir.

 

Ekonomide yeni bir hikayeye, milli ve manevi değerlerimizle temerküz etmiş yepyeni bir zihniyet devrimine ertelenemez ihtiyacın olduğunu görmeliyiz.

 

Hem büyümeyi, hem gelişmeyi, hem de kalkınmayı sağlamak zorundayız.

 

Önümüze dikilen bentleri birlikte aşmalıyız.

 

Kronik ve konjoktürel hastalıkları kalıcı olarak tedavi etmeliyiz.

 

Türkiye ekonomisinin yapısal zaafları vardır ve bellidir.

 

Ancak hiçbiri çözümsüz görülmemelidir.

 

Fiyat istikrarı, finansal istikrar ve makro ekonomik istikrar Allah’ın izniyle sağlanacaktır.

 

Dayanışma ve yardımlaşmaya en fazla ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde, ekonomideki devrevi sorunları siyasal ve toplumsal krize tahvil etmek isteyen, bunun üzerinden sokakları karıştırmayı amaçlayan odaklara milletimiz prim vermeyecektir.

 

İnsanımızın omuzuna çöken ağırlığın, yüklendiği külfetin samimiyetle farkındayız. Ve onları anlıyoruz.

 

Fakat ekonomik dengelenme ve normalleşmenin günbegün hayata geçtiğinin de görülmesini diliyoruz.

 

Fırsatçıların, karaborsacıların, yangından parsa toplama telaşında olan ahlaksızların inanıyorum ki hevesleri kursaklarında kalacaktır.

 

Vatandaşlarımızın ekonomik sorunlarından istifade ederek servetlerine servet katmanın peşinde olan izansızlarla kıran kırana bir mücadelenin yapılması gerektiğine inanıyor, ezcümle bunu ümit ediyoruz.

 

 

 

Temelsiz fiyat artışlarının frenlenmesi, hayat pahalılığının düşürülmesi hususunda herkesin yapacağı fedakarlıklar vardır ve olmalıdır.

 

Bilhassa enflasyonla mücadelede gönül birliğini hayata geçirmeliyiz.

 

Mal ve hizmet üreten, satan, pazarlayan firmalarımızın, şirketlerimizin, kurumlarımızın toplumsal rahatlama adına, temel ihtiyaçların fiyatlarında yüzde 2 ile 5 arasında indirime gitmeleri milli birlik ve dayanışmamızın manevi harcıdır.

 

Bizim temennimiz, herkesin elini taşın altına koymasıdır.

 

“Örtünme, beslenme ve barınma” sorunlarının hep birlikte, vicdan seferberliğiyle üstesinden gelmek mümkündür.

 

Karanlıktan şikayet etmek yerine bir mum da biz yakabiliriz.

 

Faiz lobisinin şiddetlenen tazyik ve telkinlerine, zillet ittifakının seriye bağlanan bittik ve tükendik propagandasına hiçbir şekilde kulak asmadan tıpkı Ahilik kültüründe yaşandığı gibi darda ve zorda kalan insanlarımıza şefkat elimizi uzatabiliriz.

 

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Diyorlar ki, “yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve güçler ayrımı düzelmeden Türkiye düzelmez.”

 

Diyorlar ki, “mutfaklarımızda büyük bir yangın var. Marketlerde karne uygulamaları başladı. Esnafımız satacak mal bulamıyor.”

 

Diyorlar ki, “Nobel ödüllü on iktisatçı gelse bile, Erdoğan gitmeden ekonomideki sorunlar çözülemez.”

 

Diyorlar ki, “ülkede bayat ekmek, benzin kuyruğu var, sayıyla unu alıyoruz.”

 

Diyorlar ki, “Türkiye en zikzaklı ekonomi yönetimini ve en büyük iktisadi istikrarsızlığı Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde yaşıyor.”

 

Yalan bunlarda, aldatma bunlarda, saptırma bunlarda, inkar ve iradesizlik bunlarda.

 

Ve bunların alayı sahtekardır, alayı gerçeklere şaşı bakan, aydınlıktan korkan, karanlıktan nemalanan müfteriler korosudur.

 

Elleri öpülesi Dedem Korkut bizlere şöyle nasihat etmiştir:

 

“Hırsız içeride olunca kapı kilit tutmaz oğul, halkın içinde bozgunculuk yapan haindir oğul.”

 

Düne kadar AK Partinin saflarında yer alıp uzun yıllar bakanlık koltuğunda oturan bir çıkarcı ve sayıyla un almaktan bahseden şaşkın zihniyet, bizim kayyum gibi iktidarın başında durduğumuzu, krizlerin de ortağı olduğumuz ifade etmiş.

 

Bu dönme dolabın, bu devşirme siyasetçinin kimlere taşeronluk, kimlere hizmetkârlık yaptığını bilen biliyor, bilmeyen de yalnızca ilişki ağlarına ve efendilerine bakarak görüyor.

 

Biz kayyum değiliz, Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.

 

İradesi pazara çıkmış, geçmişinde pek çok karanlık nokta bulunan, Truva atı gibi ortalıkta dolaşan hiç kimsenin Türkiye’nin kuyusunu kazmasına da göz yummayacağız.

 

Unutmayınız ki, bir defa satan her zaman satar, kendi arkadaşlarına ve partisine ihanet eden fırsatını bulursa milletine ihanet etmekten de kaçınmaz.

 

Bu tipler aslında bizim muhatabımız değildir.

 

Ancak evimizin camına iki de bir taş atanın da alnını karışlamak, haddini bildirmek ana vazifemizdir.

 

Bu şahsa sesleniyorum, kayyumu falan geç, partine doldurduğun askeri ve siyasi casuslarla birlikte geçmişte yönettiğin bakanlıkları hangi örgütlere peşkeş çektiğini adamsan açıkla.

 

Zillet ittifakı Türkiye’nin ekonomik mahvoluşu üzerinden siyasi ikbal ve rant elde etmek için bütün imkanlarıyla faaliyettedir.

 

Kılıçdaroğlu’nun sanıyorum şu günlerde canı fazla sıkıldığından kendisine bir meşgale arıyor olsa gerektir ki, sosyal medyadan video yayınlamaya iyiden iyiye merak sarmıştır.

 

Geceleri ardında bırakacağı mirası düşünüyormuş.

 

Anlaşılan başka işi gücü kalmamış.

 

Sayın Kılıçdaroğlu fazla zahmete girme, kısaca ben sana söyleyeyim:

 

CHP’nin başına bir kaset komplosuyla ve paraşütle iner gibi gelmen,

 

Terör örgütü YPG’yi kendi vatanını koruyan örgüt olarak görmen,

 

Terörle mücadeleye hayır demen, terörizme gülücükler saçman,

 

Ne işimiz var Suriye’de, Libya’da, Irak’ta sözlerin,

 

HDP’yi meşru sayman, terörist Demirtaş’ı övmen,

 

Milli meselelerde Türkiye’nin karşısına geçmen,

 

İstiklal Marşı’nı okuyamaman, istiklalimize kara çalman,

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ihanet etmen, CHP’yi kaynağından koparman,

 

HDP-PKK ile ittifak kurman, yabancı büyükelçilerden aman dilemen, emperyalizme kurşun asker olman senin lekeli mirasın olarak anılacaktır.

 

        Kılıçdaroğlu akli melekelerini yitirmiş olacak ki, “strateji bizim işimiz değil, o gençlerin işidir,” diyebiliyor.

 

Bir partinin stratejisi, siyaset yapıyor olmanın stratejik hedefleri nasıl yok sayılır?

 

CHP’nin kuru gürültüyle, günlük polemiklerle, yalan siyasetle milletimize vereceği ne vardır?

 

Böyle bir zihniyete ülke yönetimi emanet edilebilir mi?

 

Daha taktik nedir, strateji nedir, hedef nedir bilmeyen kemiksiz bir cahilin niye siyaset yaptığı, neyin peşinde olduğu nasıl açıklanacaktır?

 

Terörist Demirtaş 24 Kasım sabahı miting yapın diyor, akşamına Kılıçdaroğlu “haydi meydana” diyerek bu hain çağrıya sarılıyor, sadakat gösteriyor.

 

Bu mudur sizin helalleşmeniz? Bu mudur sizin siyasetiniz? Bu mudur sizin Türkiye’ye bakışınız?

 

Buysa eğer siyasetiniz yere batsın diyorum, hayrını görmeyin diye niyaz ediyorum.

 

PKK’nın terör elebaşları özyönetim ve özerklik şartıyla helalleşmeye hazır olduklarını açıklıyor, peki CHP’nin Genel Başkanı buna ne diyor? Yoksa kurulan pazarlık masalarına yüz sürüp de bunlara olur mu veriyor?

 

       Cumhur İttifakı’na ve oy veren vatandaşlarımıza utanmadan gayri milli diyen Kılıçdaroğlu, ne milletin, ne milliyetin, ne de milliyetçiliğin derin manasını bilmeyen, bilse de bu değerlerle gece-gündüz gibi ayrı olan siyaset yozlaşması, zillet temsilcisidir.

 

Gayri milli arıyorsa çevresine baksın, gitsin de teröristlerin yüzüne söylesin.

 

Kılıçdaroğlu şahsıma seslenerek, “yüreğinde bir damla millet sevgisi varsa erken seçimin kapısını aç” demiş.

 

Sayın Kılıçdaroğlu, benim millet ve vatan sevgimin fitresini versem sana ve yedi sülalene yüz yıl yeter.

 

Erken seçim yoktur, hemen seçim yoktur, şimdi seçim yoktur, derhal seçim yoktur, bu tavizsiz karar ve irade beyanına sevsen de sevmesen de alışman, bununla da kalmayıp riayet etmen tavsiyemdir.

 

Mersin’de miting yapacağına, ilk adımı kan kardeşin HDP’yle birlikte Kandil’de atmanın önünde hiçbir mani hal görülmemektedir.

 

En azından size yakışacak olan budur, sizin fıtratınızla da münasiptir.

 

Zillet ittifakını uyarıyorum, sokaklarda gelecek aramayın.

 

Sokak aralarında iktidar bulacağınızı zannetmeyin.

 

Sokak sokak gezip halka nifak aşılamayın.

 

Hesabını veremeyeceğiniz, altından kalkamayacağınız, bedeline katlanamayacağınız müptezelliklere, skandal yanlışlara tevessül etmeyin.

 

Türkiye sokakta bulunmadı, sokakta kurulmadı, size de inşallah bırakılmayacaktır.

 

Kaosa yatırım yapanlar, krize oynayanlar, iç barış ve huzur ortamımızı sakat bırakmak için provokasyon nöbetine girenler milletin sağduyusunu yanlışa yormasınlar.

 

Akıllarını başlarına devşirsinler.

 

Unutmasınlar ki, sarı gömleklilere heves edip sokağa çıkan marjinal gruplarla, tencere tava çalarak onlara destek verenler doğru bir yolda değildir.

 

Kifayetsiz muhterislerin tezgahına gelecek bir ülke yoktur.

 

CHP’ye ve yedeklerine diyorum ki, 2023 yılının Haziran ayını bekleyin, biraz daha dişinizi sıkın, ancak milletimizin sıkılı yumruklarının tepenize inmesi halinde de feryat figan etmekten sakının.

 

 

 

Muhterem Milletvekilleri,

 

“Birlikte Geleceğe” temasıyla 28 Kasım 2021 tarihinde Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta toplanan Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın 15’inci zirvesinde, ortak hedeflere ulaşabilmek amacıyla belirlenmiş ilkeler 2025 vizyon belgesinde yer almıştır.

 

Mezkur zirve geniş bir coğrafyanın sesi olmuştur.

 

8 milyon kilometrekarelik alanda 500 milyonluk bir nüfusun dinamizmiyle ekonomide yeni bir çığır açılması, sahip olunan muazzam potansiyelin kuvveden fiile geçirilmesi, ticaret hacminin de 100 milyar dolara çıkarılması bize göre hayal değildir.

 

Aşkabat Eylem Mutabakatı da bu hedefler doğrultusunda hazırlanmış tarihi bir belgedir.

 

İstikrar, güvenlik, barış ve huzur arayışlarına ülkemizin yapacağı çok katkılar bulunmaktadır.

 

Geliştirici işbirliği ve diyalogların Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’na üye ülkelerin çıkarına olduğunu bilhassa vurgulamak isterim.

 

Türkiye bölgesinde parlayan bir yıldız, sivrilen bir ülkedir.

 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin teşvik ve tesiriyle gücümüze güç katacağımız bir gelecek önümüzdedir.

 

Ekonomik sorunları yeni yönetim sistemine bağlayan peşin hükümlü zihniyetler de bize göre samimiyetsizdir, önyargılıdır, nesnel siyasi gerçeklerle ters düşmüşlerdir.

 

Türkiye’nin kaybedecek yılları yoktur.

 

Geleceğimizi ipotek ettirmeye kimsenin hakkı yoktur.

 

Bugün Türkiye’de siyasi istikrar tam ve hakimdir.

 

CHP’nin sıkıntısı da budur.

 

Şayet parlamenter sistem geçerli olsaydı, Türkiye öngörülemez bir ülke olacak, risk ve belirsizliklerin içinde sürekli bocalayacaktı.

 

İyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem arayışları vesayet özlemidir, fason bir siyasi imalattır, zaman kaybıdır, bayağı bir ezberdir.

 

Bakınız, Almanya’da 26 Eylül 2021 tarihinde yapılan seçimlerin arkasından 16 yıllık bir iktidar sona erdi.

 

Aylar sonra Alman Sosyal Demokrat Parti, Yeşiller ve Liberal Hür Demokrat partileri koalisyon hükümetini zorlukla kurabildiler.

 

Bu ülkede 2013 yılında 86 gün, 2017’de de 172 günde hükümet teşekkül etmişti.

 

Çekya’da 8-9 Ekim 2021’de seçim yapılmasına rağmen hala ortada hükümet yoktur.

 

Hollanda’da seçimlerin üzerinden 6 ay geçmesine rağmen hükümet kurulamamıştır.

 

Bulgaristan son 8 ay içerisinde 3 kez erken seçime gitmiş, henüz tam siyasi istikrarı yakalayamamış ve hükümet kurma işlemini tamamlayamamıştır.

 

Norveç’te 13 Eylül 2021 tarihinde seçim yapılmış, bir ay boyunca hükümet görüşmeleri sonuçsuz kalmış, en sonunda güç bela bir azınlık hükümeti kurulmuştur.

 

Parlamenter sistemde, umutlarla yapılan seçimler ve hep bir öncekinden daha iyi olacağı tasavvuruyla kurulan hükümetler, özellikle de koalisyon hükümetleri, ülkeyi bir adım ileriye taşıyamamıştır.

 

Tek başına göreve gelen hükümetler ise ya cumhurbaşkanlarının engellemeleriyle ya da darbe veya benzeri kanallardan çalıştırılmamış, çalışsalar bile devamlı krizler yaşanmıştır.

 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle, yani Başkanlık Sistemiyle, devlet yönetiminde çift başlılık sona ermiş, siyasal istikrar kurumsallaşmıştır.

 

Tek adam rejimleri doğası gereğince, baskı, darbe, çatışma ve iç kargaşa sonucunda ortaya çıkmaktadır.

 

Alkışlarla İmparatorluk koltuğuna oturup, daha sonra Cumhuriyet’e son veren Roma Sezarlarının devri çoktan kapanmıştır.

 

Aristo’nun zorba yönetim halk desteğine dayanır düşüncesi dönemine ait bir tespittir ve bize göre fasa fisodur.

 

Cumhurbaşkanını millet aracısız ve doğrudan seçmektedir.

 

Türkiye’nin ekonomiden güvenliğe, diplomasiden siyasete, kısaca hayatın her alanında verdiği yüksek mücadele, eğer parlamenter sistem hakim olsaydı, sekteye uğrar, düğüm düğüm biriken krizler önümüzü kapatır, yürüyüşümüze taş koyardı.

 

Bilinmelidir ki, geleceğimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’dir.

 

Geleceğin mimarı Cumhur İttifakı’dır.

 

Türkiye artık denenmiş yollardan geçmeyecek, ufuk ötesini kavrayan bir irade şahlanışıyla karşısına çıkan her meseleyi kökünden çözecektir.

 

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

2022 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifinin görüşülmesi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 38 gün boyunca sürmüş, 225 kamu idaresinin bütçesi ele alınmış, 198 Sayıştay raporu değerlendirilmiş, sonunda da kabul edilmiştir.

 

Şimdi sırayı Genel Kurul safhası almıştır.

 

Gelecek haftadan itibaren 2022 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi TBMM Genel Kurulu’nda müzakere edilip karara bağlanacaktır.

 

Milliyetçi Hareket Partisi bütçeye destek verecek ve evet oyu kullanacaktır.

 

Sizlerden hassaten ricam, Meclis Genel Kurulu’nda yapacağınız konuşmalarda dikkatli olmanız, tahriklerden uzak kalmanız, iyi hazırlanmanız, anlamsız ve çarpık söz düellolarına girmekten kaçınmanız, Cumhur İttifakı’nın ilkelerine bağlı kalmanızdır.

 

Bütçe süreci dolayısıyla gelecek haftadan itibaren grup toplantılarımıza ara vereceğiz ve bu suretle Genel Kurul çalışmalarına yoğunlaşacağız.

 

Siz değerli milletvekillerine şimdiden başarılar diliyor, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görev yapan arkadaşlarıma teşekkür ediyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

 

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun diyorum