GÜNCEL
Giriş Tarihi : 12-04-2022 11:56   Güncelleme : 12-04-2022 11:56

MHP Lideri Devlet Bahçeli:Vatan Namustur, Namusun Fiyatı Olmaz !

MHP Lideri Devlet Bahçeli:Vatan Namustur, Namusun Fiyatı Olmaz !

 


Bugünkü açıklamalarında dünyada ve ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntılara da değinen MHP Lideri Devlet Bahçeli, Gazi Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Sivas’tan Ankara’ya gelirken, ceplerindeki paranın 20 yumurta, 1 okka peynir, 10 ekmek almaya güç bela yettiğine ve hatta yol harçlıkları için aldıkları paranın bile borç olduğunu ve bindikleri eski püskü üç arabaları ikisinin lastikleri dolma olduğuna dikkat çekti.

MHP Lideri Bahçeli, "Paraları yoktu, kazanacak imkanları yoktu, yiyecekleri yoktu, giyecekleri yoktu, elde yok avuçta yoktu, ancak muazzam bir inançları vardı, yılmaz bir mizaçları vardı, taviz vermeyen bir istiklal iradeleri vardı.

Esir yaşamaktansa seve seve şehadeti göze almış sarsılmaz bir duruşları vardı.

Türkiye Cumhuriyeti işte böylesi bir mücadeleyle taçllandı"" vurgusunu yaptı.


MHP Lideri Devlet  Bahçeli, asıl marifet ve kabiliyetin dönem dönem yeşeren ve hatta kesintisiz yaygınlaşıp yumak haline gelen sorunlara teslim olmak değil, onları çözecek irade maharetini her zaviyede sergileyebilmektir olduğunu belirterek, yaşanan ekonomik sıkıntılara Chp 'nin ve zillet ittifakının tutumunu ve duruşunu da eleştirdiği açıklamalarına  şöyle devam etti:

"Meselenin can alıcı noktası, sorunun değil çözümün bir parçası olabilmektir.

Esen ilk rüzgara boyun eğilseydi, çıkan ilk zorluk karşısında teslim bayrağı çekilseydi ne tarih, ne millet, ne de devlet var olabilirdi.

Yapmak yerine yıkmayı tercih edenlerin, sinekten yağ çıkarmak için eleştiri kuyruğuna girenlerin bu düşüncemizi anlamasını beklemesek de hiç olmazsa üzerinde biraz tefekkür etmelerini tavsiye etmek en tabii hakkımızdır." dedi

Vatan olmadıktan, millet yaşamadıktan sonra az yesek ne olur çok yesek neye yarar?

Vatan namustur, namusun fiyatı ve ekonomik değerinin  ise asla olamayacağına değinen MHP Lideri açıklamalarında şunlara değindi

Sakarya Savaşı öncesi yayımlanan Tekalif-i Milliye emirlerini hatırlayınız, maddi imkansızlıklar içinde kıvranan, düşmanın karşısına imanıyla etten duvar ören Türk askerinin her türlü ihtiyacının karşılanması için aziz Türk milleti seferberlik içinde hareket etmişti.

Kimisi bir çift çorap, kimisi bir torba bulgur, kimisi bir çuval un, kimisi sahip olduğu bir binek hayvanı gönül huzuruyla ordusuna vermişti.

Türk milleti bütün maddi ve manevi varlığını vatanı için ortaya koymuştu.

Ve ne takdir edilecek bir gerçektir ki, Tekalif-i Milliye kapsamında milletten alınan ne varsa Cumhuriyet’in kuruluşunu müteakiben peyderpey hak sahiplerine iade edilmişti.

Kılıçdaroğlu’nun, geçtiğimiz günlerde CHP Parti Okulu’nda Atatürk’ü anlamak konulu ders verdiği medyaya yansımıştı.

Acaba anladığı neydi, anlattığı nelerdi?

İster istemez merak ediyor ve sormaktan kendimizi alamıyoruz.

Bilmediği ve tanımadığı bir şeyi, bir kişiyi anlatmaya çalışmak sadece cahillere özgü bir tutumdur.

Kaldı ki bugünkü CHP’nin neresi Atatürk’ün CHP’sine benzemektedir?

Atatürk tam bağımsızlıktır, Kılıçdaroğlu ve zillet ittifakı tam bağımlılıktır.

Atatürk Milli Mücadele’dir, Kılıçdaroğlu ve zillet ittifakı gayri milli odaktır.

Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nin banisidir, Kılıçdaroğlu ve zillet ittifakı Türkiye’nin ayak bağıdır.

Atatürk inanmış bir Türk milliyetçisidir, Kılıçdaroğlu ve zillet ittifakı kozmopolit, küreselci, köksüz, kimliksiz, kalpsiz ve kapasitesizdir.

Zillet ittifakına kulak verirsek, sürekli olarak battığımızı, bittiğimizi, iflas ettiğimizi, heba ve heder olduğumuzu takılmış plak gibi söyleyip duruyorlar.

Kılı kırk yaran tecrübi akıldan yoksun kalmışlar.

İradeleri, yalçın kayalıkların ardına hapsedilmiş.

Millete hem şuur alanında hem de duygu planında mensubiyet duymaktan da acizler.

Bakınız ne diyordu Merhum Mehmet Akif Ersoy:

Batmazdı bu devlet, batacaktır! demiyeydik.

Batmazdı, hayır batmadı, hem batmayacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve Türk vatanını kurtaran muhteşem meziyet, haksız yenilgiye uğramış soylu bir medeniyetin tüm coğrafyasını kucaklayan, bu medeniyetin ve onun sahibi millet cevherinin onurunu ve haysiyetini kahramanca savunan şeref timsalidir.

Bizler bu şeref timsalinin emanetçileriyiz.

Bağımsız bir vicdan, hür bir kafa eşliğinde, ışık diye ateşe koşanları devamlı uyarıyoruz, zilletin kurduğu tuzakları işaret ediyoruz.

Merhum Cemil Meriç’in şu ibret verici sözlerinin tıpkısının aynısı zillet ittifakında buluşan partiler için de geçerlidir:

“Zavallı Türk aydını! Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu! Düşman putlarını takdis eder, hayranlıkla benimser.” 

Sözde aydınlar ile Türkiye’yi badireden badireye sürüklemeyi hedefleyen zillet ittifakı birbirinin mütemmim cüzüdür.

Bunların aralarında hiçbir fark yoktur.

Ağızlarına ne milleti alırlar, ne de devletin hak ve çıkarlarını.

Sanki ağaç kovuğundan çıkmış gibilerdir.

Sadece kötümserlik servisi yapmazlar, aynı şekilde kötülük de yayarlar.

Dünyayı okuyamazlar, çağın gelişmelerini anlayamazlar, Türkiye’nin nereden nereye ulaştığını fak edemedikleri için gerçekleri küstahça çarpıtırlar, her konuyu derinlemesine istismar ederler.

Vatan ve millet uğruna katlanılmış çileleri bilmezler, soylu fedakarlıkları bir türlü kabullenemezler.
Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’i, geçtiğimiz 10 Nisan günü şehit edilişinin 103’üncü yıl dönümünde duayla andık.

Bu kahraman, bu vatanperver, bu milletsever kaymakamımız, İstanbul Bayezid Meydanı’nda kurulan idam sehpasına 35 yaşında çıkarıldığında hala unutulmayan şu sözlerle haykırmıştı:

“Ben bir Türk memuruyum. Sizlere yemin ederim ki masumum. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet. Asil Türk milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Borcum var, servetim yok. Üç çocuğumu millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın millet.”

Merhum şehidimiz haksızlığa uğramıştı, zulme maruz kalmıştı.

Sevdası millet, gücü devletti.

Maalesef bir komploya, bir iftiraya kurban gitti.

Borcu vardı, sızlanmadı, şikayet etmedi, yalnızca görevini yaptı.

Türk milleti yeri geldi vefasını gösterdi, imkanlarnispetinde şehit kaymakamımızın ailesine el uzatıldı.

24 Temmuz 1922 tarihinde Dahiliye Vekaleti tarafından İcra Vekilleri Heyeti’ne gönderilen yazıda, dul eşine ve yetimlerine vatana hizmet tertibinden maaş bağlanması talep edildi.

Bu bir şükran ifadesi, bir nebze de olsa adalet tecellisiydi.

İcra Vekilleri Heyeti, yani Bakanlar Kurulu da Türk milletinin alicenaplığını gösterdi.

27 Temmuz 1922’de konuyla ilgili bir kararname yayımlanarak, Boğazlıyan Kaymakamı Şehit Mehmet Kemal Bey’in muhterem eşi Hatice Hanım ile oğlu Adnan Efendi’ye bin kuruş aylık bağlandı.

Demek istediğim şudur:

Haksızlıklar elbet bir gün maşeri vicdanın müdahalesiyle telafi edilir.

Ekonomik sıkıntı varsa, eli birliği yaparız, güç birliği yaparız, inanç birliği yaparız, hepsini aşarız.

Mağduriyet yaşayan varsa, günü saati geldiğinde devlet ve millet dayanışmasıyla hak ettiği sosyal ve ekonomik seviyelere mutlaka çıkartırız.

Sabırla, sebatla, metanetle, geçmişimizden aldığımız ilham ve itibarla geleceğimizin çok daha iyi olacağını bilmek ve buna inanmak durumundayız.

Ters propagandalara aldırış edemeyiz.

Akıntıya karşı kürek çekemeyiz.

Uçurumları kapatan köprülerin yıkılmasına sabır gösteremeyiz.

Mesele az yedik çok yedik, aç gezdik tok gezdik meselesi değildir.

Bugün yoksa yarın olacaktır, bugün eksikse yarın tamamlanacaktır.

Yeter ki Türkiye Cumhuriyeti egemenlik haklarıyla var olsun.

Yeter ki Türk milleti ebediyete kadar yaşasın dursun.

Fiyat artışları, zamlar, hayat pahalılığı, hepsi gelip geçicidir.

Dün böyleydi, bugün böyledir, yarın da akıbet aynı olacaktır.

Müslümana karamsarlık haramdır.

Mübarek Ramazan günlerinde bize has davranış kalıbı olan hüsnü zandan taviz vermemek esas olmalıdır.

Türkiye’nin zora girmesini siyasal rant olarak görenler, bu suretle bir iktidar devşireceklerini zannedeler tek kelimeyle kifayetsiz muhterislerdir.

Bunlar Türk milletinin ekmeğine, erdemine, enerjisine, emeğine ve emanetlerine hasım olmuş meymenetsizlerdir.

Biz, bir tas hoşaf, kuru bir ekmek yiyerek Çanakkale’de direnmiş bir milletiz.

Dangul dungul konuşan Kılıçdaroğlu ve zillet ittifakı neyden bahsediyor? Türkiye’yi hangi hakla kötü gösteriyor? "

Bozgunda fetih rüyası görüyorlarsa, bu rüyalarının kabusla biteceğini görmeleri de mukadderdir"