GÜNCEL
Giriş Tarihi : 24-11-2020 14:03   Güncelleme : 24-11-2020 14:03

ÖMER EL-BEŞİR’İN LAHEY’DE YARGILANMASI VE SUDAN’I BEKLEYEN KRİZLER

Ömer el-Beşir’in yargılanmak üzere teslim edilmesi sadece ülke içindeki gruplarca tartışılmıyor aynı zamanda UCM’nin Afrika ülkelerine karşı bir baskı unsuru olarak kullanıldığını düşünen bazı Afrika Birliği üyeleri tarafından da sıcak karşılanmıyor.

ÖMER EL-BEŞİR’İN LAHEY’DE YARGILANMASI VE SUDAN’I BEKLEYEN KRİZLER
Istanbul

2003’ten 2008 yılına kadar Darfur’da yaşanan olaylarda 300 bin kişinin ölümünden ve 2,5 milyon kişinin yerlerinden edilmesinden sorumlu tutulan Sudan’ın devrik lideri Ömer el-Beşir, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından 31 Mart 2005 tarih ve 1593 sayılı kararla Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) sevk edildi. 2005 yılında başlatılan soruşturma ile UCM, Ömer el-Beşir’i beş insanlık suçu (cinayet, imha, zorla göç, işkence ve tecavüz), iki savaş suçu ve Fur, Masalik ve Zaghawa kabilelerine karşı üç ayrı soykırım işlemekle suçlayarak, 4 Mart 2009 ve 12 Temmuz 2010’da hakkında iki ayrı tutuklama emri çıkarttı.

UCM’nin devlet başkanı sıfatıyla yargılamak istediği ilk kişi olan Ömer el-Beşir hakkındaki soruşturma süreci 15 yıl önce başlamış olmasına rağmen, siyasi nedenlerden dolayı yakın bir zamana kadar konuyla alakalı somut bir gelişme yaşanmadı. Ömer el-Beşir’in Nisan 2019’da ekonomik sebeplerle çıkan halk ayaklanması sonucu görevinden alınarak tutuklanmasının akabinde UCM, uluslararası camianın da desteğini alarak Lahey’de yargılama sürecinin başlatılmasıyla ilgili girişimlerini arttırdı.

 

Mevcut yönetimin Batı yanlısı politikaları istikrarlı bir şekilde uygulamaya koymasına mukabil ülke içindeki siyasi ve ekonomik sorunlar giderek ağırlaşıyor.

UCM ile uzlaşma süreci ve çelişkiler

Sudan’daki toplumsal reformların uluslararası alandan gelecek ekonomik desteğe bağlı olduğunu düşünen Başbakan Abdullah Hamduk, göreve gelişinin yıldönümünde televizyonda yaptığı konuşmada, “Hükümetin, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla itham edilenlerin erişimini kolaylaştırmak için UCM ile işbirliği yapmaya tamamen hazır olduğunu yineliyorum” dedi.

Hükümet UCM konusunda genel olarak olumlu tavır sergileme taraftarı olsa da ülke içi dengeler bazı çelişkileri de beraberinde getiriyordu. Nitekim 17-21 Ekim tarihlerinde Başsavcı Fatou Bensouda ve beraberindeki UCM heyeti konuyla ilgili somut adımlar atmak üzere Sudan’a geldiklerinde, Başbakan Abdullah Hamduk Financial Times gazetesine verdiği demeçte, Ömer el-Beşir’i Sudan’da kurulacak “karma mahkemede” yargılama seçeneğine dair bir açıklama yapmıştı.

Halihazırda ülkesinde yolsuzluktan suçlu bulunarak hapsedilmiş olan Ömer el-Beşir’in 1989 yılındaki darbe girişimiyle ilgili yargılaması devam ediyor. Ancak Darfur’daki olaylarla ilgili herhangi bir yargılama süreci bulunmuyor. Başbakanın “karma mahkeme” fikri doğal olarak Ömer el-Beşir’in Sudan’da da soykırım suçundan yargılanma sürecini başlatmış olacak.

Roma Statüsüne taraf olmayan Sudan’ın eski devlet başkanını yargılanmak üzere teslim etmesi sadece ülke içindeki gruplarca tartışılmıyor, aynı zamanda UCM’nin Afrika ülkelerine karşı bir baskı unsuru olarak kullanıldığını düşünen bazı Afrika Birliği üyeleri tarafından da sıcak karşılanmıyor.

Mahkemelerin Lahey dışında kurulması hususunda Kenya’daki (Joshua) Sang ve (William) Ruto davasında ve Uganda’da Dominic Ongwen davası örneklerinde UCM’nin olumsuz tavrını dikkate aldığımızda, Sudan’ın “karma mahkeme” talebine de olumsuz cevap verme ihtimali yüksek. Ancak orta bir yol olarak Afrika’da kurulacak uluslararası nitelikli ceza mahkemesinde böylesi bir davanın görülüp görülemeyeceğini ise zaman gösterecek.

Sudan iç politikası açısından baktığımızda esasında sorunun farklı boyutları gündeme geliyor. Ömer el-Beşir yanlısı önemli bir grubun hâlâ ülkede etkin olarak varlık gösterdiğini düşündüğümüzde, UCM’nin talebinin kabul edilmesi ülkede dinmek bilmeyen karışıklıklara yeni bir boyut getirebilir. Diğer bir çıkmaz ise, Darfur’daki savaş suçlarını işleyen Cancavid güçlerinin komutanı olan General Muhammed Hamdan Dagolo’nun bugün itibarıyla ülkeyi yöneten Egemenlik Konseyi’nin ikinci adamı olarak görev yapmasıdır. Dagolo, kendi komutasındaki Hızlı Destek Güçlerinin 3 Haziran 2019’da Hartum’da onlarca insanın öldürüldüğü olayların sorumluluğunu da üstlendi. Ömer el-Beşir’in UCM’de yargılanması talep edilirken, 2003 yılından günümüze kadar sistematik olarak devam eden bu olaylarla doğrudan bağlantılı kişinin adının zikredilmediğini görmekteyiz. Ancak süreç başladığında UCM’nin veya uluslararası camianın Dagolo’nun da Ömer el-Beşir’le birlikte yargılanması talebi gelirse Sudan Geçiş Hükümeti nasıl bir tavır sergiler bilinmiyor. Zira ülkenin en zengin ve güçlü kişisi olan Muhammed Hamdan Dagolo’nun Cancavid güçlerini sadece Sudan’da değil, Yemen ve Libya’da da kullandığını düşünürsek, UCM’ye karşı uluslararası bir koruması olduğunu söylemekte bir sakınca olmayacaktır.

Esasında Batı’nın Sudan'da arzu ettiği şey, şekli unsurların günün ülke koşullarına uydurulması suretiyle kendisine bağlı bir yönetim sisteminin oluşturulmasıdır. Askerlerin bu sistem dışında bırakılmasının mümkün olmadığını net olarak görüyoruz.

Ekonomik zorluklar ve zorunluluklar

Sudan hükümeti birikmiş uluslararası sorunları çözmeye uğraşırken, ülke içindeki siyasi ve ekonomik reformlara zaman ve bütçe ayırmaktan aciz kalıyor. Sudan’daki ekonomik sorunları bir ayda çözeceğini söyleyen Geçiş Konseyi ülkeyi her geçen gün daha zor günlere sokarken, son bir buçuk yıllık dönemde ekonomik verilerde olumluya dönen tek bir gösterge bile olmadı. Gayriresmi enflasyon yıllık yüzde 200’lere, bir dolar ise 240 Sudan Lirası’na (SDG) kadar yükseldi. Halk eskisinden daha kötü şartlarda yaşamak zorunda kalırken sokaktaki gösteriler hiç kesilmeden devam ediyor.

Bir ekonomist olan Başbakan Hamduk’un gelecek seçimlerde sivil kabineyi koruyabilmesi için ekonomik reformları acilen gerçekleştirerek halka yansıyan bir rahatlama sağlaması lazım. Ancak Ömer el-Beşir’in görevden alınmasına rağmen ülkedeki askeri güç ve ekonomi baronlarının ortadan kaldırılamadığı bir gerçek. Döviz kurları kullanılmak suretiyle petrol ve diğer sektörlerde kurulan çıkar ağları her geçen gün büyüyerek halka rağmen zenginleşmeleri sürdürmekte.

2018 gösterilerinde önemli bir yönlendirici olan Özgürlük ve Değişim Güçleri'nin ülkedeki bu ekonomik sıkıntıdan kaynaklanan sokak gösterilerine daha fazla umursamaz kalması zor görünüyor. Şayet yakın bir zamanda enflasyon ve kura bağlı gıda ve petrol kuyruklarında bir azalma görülmezse çok etkili olmasa da gösterilerin şiddetinin artması kaçınılmaz olacak. Sudan’ın bu ekonomik sıkıntıdan kurtulması için 15 Haziran 2020’de Berlin’de yaklaşık elli ülke ve uluslararası örgütün bir araya geldiği Sudan Ortaklık Konferansı’nda 1,8 milyar dolarlık yardım yapılması kararlaştırıldı.

Ülkenin sadece dış yardımlarla ekonomik reformları yapamayacağının farkında olan hükümet, uluslararası fonlar ve yatırımların Sudan’a kapılarını açması için Sudan’ın terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarılması ve Batılı ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesi gerektiğini biliyordu. Bu amaçla Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdultfettah el-Burhan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşerek iki ülke arasındaki normalleşme sürecine vurgu yaptı.

Bu gelişmeler üzerine Uluslararası Para Fonu (IMF) ile ekonomik reform programını imzalayan hükümet, bütçenin yüzde 36’sını oluşturan enerji sübvansiyonlarını kademeli olarak kaldırmayı kabul etmek durumunda kaldı. Bu durumdan ciddi rahatsızlık duyacak halkı rahatlatmak amacıyla da memur maaşlarında ciddi oranda artış yapıldı. Lakin bu defa da bunu karşılayacak bütçe imkânları üzerinde düşünülmeye başlandı. Ekonomik şartların her geçen gün zorladığı Sudan halkı şu an saatli bir bomba gibi.

Farklı askeri güçlerin iktidar rekabeti içinde olduğu Sudan’ı bekleyen en büyük tehlike, ülkenin güçlü kabileler, askeri ve ekonomik güçler arasında parçalanması ihtimali.

Terör listesinden çıkartılma ve ülkenin geleceği

Hükümetin ABD’li terör mağduru ailelere 350 milyon dolar ödemeyi kabul etmesi üzerine Sudan, ABD Başkanı Donald Trump tarafından terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkartıldı. Eş zamanlı olarak İsrail ile normalleşme kararı alan Sudan, uluslararası alanda kendisinden beklenen en önemli stratejik adımları atmış oldu.

Batı yanlısı politikalar istikrarlı bir şekilde uygulamaya konulmasına rağmen, ülke içindeki sorunlar varlığını bütün ciddiyetiyle sürdürmekte. Ülkede halihazırda üç güç bulunuyor; Egemen Konsey Başkanı General Abdulfettah el-Burhan, Konseyin ikinci başkanı Muhammed Hamdan Dagolo ve sivil Başbakan Abdullah Hamduk. İlk ikisi sahip oldukları müstakil askeri güçlerle ülkede birbirine rakip olabilecek iki gerçek güç iken, uluslararası alanda sembolik bir değeri olan Başbakan Hamduk her an denklemden çıkabilecek zayıflıkta. Diğer taraftan ülkede Ömer el-Beşir yanlısı ciddi bir halk kitlesinin olduğunu ve bazı muhafazakâr grupların kimi Arap ülkeleri tarafından desteklendiğini de unutmamak lazım.

3 Ekim’de Sudan hükümeti ile silahlı gruplar arasında imzalanan barış anlaşmasından sonra Geçiş Hükümeti’nin 39 aylık görev süresinde takvimin sıfırlandığı açıklaması yapıldı. Bu doğal olarak 2022’de yapılacak seçimleri 2023’e ötelemiş oldu. Bu zaman kazanımı, Başbakan Hamduk’a ülke ekonomisini düzeltme fırsatından ziyade, Dagolo veya bir başka askeri güce kendi sistemini kurma fırsatı verecektir.

Esasında Batı’nın arzu ettiği şey, şekli unsurların günün ülke koşullarına uydurulması suretiyle kendisine bağlı bir yönetim sisteminin oluşturulmasıdır. Askerlerin bu sistem dışında bırakılmasının mümkün olmadığını net olarak görüyoruz. En iyimser tahminle gelecekte ya belirtilen askeri güçler arasında bir tercih yapılacak ya da bunlara farklı fonksiyonlar verilmek suretiyle uzlaştırarak ülkeyi birlikte yönetmelerine müsaade edilecektir. Ancak, yüzlerce kabilenin yaşadığı ülkede bir demokrasi kültürü oluşturmak sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. Mısır’ın yaşadıklarını bu defa Sudan yaşayacaktır. Lakin Mısır’dan farklı olarak Sudan’ı bekleyen en büyük tehlike, ülkenin güçlü kabileler, askeri ve ekonomik güçler arasında parçalanabileceği hususudur. Kızıldeniz eyaletinde etkin olan Batılı ülkenin bu oyunun kazananı olacağını da unutmamak lazım.

Ömer el-Beşir’in yakın bir zamanda UCM’ye teslim edilmesi siyasi nedenlerden dolayı zor görünüyor. Kaldı ki uluslararası camianın da bir tehdit olarak kullandığı bu hususun elden çıkartılması onlar açısından da çok anlamlı olmayacaktır. Askeri güçlerin tekrar iktidara geçmesi için ülkedeki ekonomik sorunların ve halk hareketlerinin çözümsüz bir şekilde devam etmesi muhtemel. Sudan’ın Batı açısından en önemli fonksiyonu Kızıldeniz’e olan hâkimiyetidir. Somali ve Somaliland örneklerinde olduğu gibi istikrarlı bir Kızıldeniz vilayeti kurulması durumunda Sudan’ın geri kalanında mevcut istikrarsızlıkların daha uzunca bir zaman devam edeceğini öngörebiliriz.

[“Korsanlıktan Siyasal İslam’a: Cezayir’de Sosyal ve Toplumsal Değişim” ve “Kalanlara Gurbet Gidenlere Memleket Rumeli (Makedonya Türkleri)” kitaplarının yazarı olan Ali Maskan çalışmalarını sömürgecilik ve Afrika ile Balkanlar alanlarında sürdürmektedir]